Menopoz Niçin ve Nasıl Oluşur?
Bir kız çocuğu doğduğunda yumurtalıklarında yaklaşık 1-2 milyon civarında yumurta mevcuttur. İlk adet kanamasının başladığı dönemde bu sayı yaklaşık olarak 400.000 civarına düşmüştür. Bu dönemden itibaren üreme çağı denilen ve yaklaşık 30 yıl devam eden bir süreçte kadınlar her ay düzenli olarak adet görmeye başlamaktadır. Beyinden salgılanan bazı hormonların etkisiyle (LH, FSH) kadınların yumurtalıklarında her ay çok sayıda yumurta gelişmeye başlamakta ancak bunların içinden sadece bir yumurta olgunlaşarak adetin ortasına denk gelen günlerde yumurtalıklardan atılmaktadır (Yumurtlama). Diğerleri ise gelişimlerini tamamlayamadan yok olmaktadır (Atrezi). Yumurtanın gelişimi sırasında yumurtalıklardan önce östrojen hormonu salgılanmakta ve rahim iç dokusunun kalınlığını artırmakta (proliferatif faz), yumurtalamadan sonra ise östrojen ile birlikte progesteron salgılanarak rahim iç dokusunu olası bir gebelik için hazırlamaktadır (sekretuvar faz). Eğer yumurtlama döneminde cinsel ilişki olursa ve atılan yumurta döllenirse, döllenmiş yumurta rahim iç tabakasına tutunarak gebeliği başlatmaktadır. Eğer atılan yumurta döllenmezse bu durumda gebelik için hazırlanan rahim iç tabakası kanama ile atılmaktadır.
Bu anlatılanlar tüm üreme çağı boyunca sürmekte ve sonunda her ay tüketilen yumurtalar nedeniyle belirli bir yaştan itibaren yumurtalık fonksiyonları önce azalmakta ve daha sonra kesilmektedir. Yumurtalık fonksiyonlarında azalma bazen daha erken başlamakla beraber genellikle 40’lı yaşlardan sonra ortaya çıkmaktadır. Menopoz öncesi bu dönemde adetlerin eski düzenini kaybetmesi, sık ve aşırı kanama, adet aralarının uzaması gibi yakınmaların yanısıra sıcak basmaları, yorgunluk, uykusuzluk, sinirlilik vb. şikayetler ortaya çıkabilir. Bu dönemin sonunda yumurtalık fonksiyonlarının tamamen kesildiği bir gün adetler bir daha başlamamak üzere sonlanmaktadır (Menopoz). Menopoz adet kanamalarının tamamen sona ermesi demek olup 1 yıl boyunca hiç adet görmeyen bir kadının menopoza girmiş olduğu kesinlik kazanır. Çoğu kadında ortalama menopoz yaşı 50 yaş civarında olmakla beraber bu 45-55 yaşları arasında değişebilir. Bir kadının annesinin veya ablasının menopoza girdiği yaş bir fikir verebilmekle beraber yine de o kadının kesinlikle hangi yaşta menopoza gireceğini tahmin etmek imkansızdır. Bu doğal süreç dışında ayrıca ameliyat ile rahim ve yumurtalıkların çıkarılması yada radyoterapi veya kemoterapi sonucunda yumurtalıkların etkilenmesi ile daha erken yaşlarda menopoza girilebilir. Bazı kadınlarda ise hiç bir neden olmaksızın 30'lu yaşlarda menopoza girilebilir (Erken menopoz).
Rahimi alınan ancak yumurtalıkları bırakılan kadınlarda rahim çıkarıldığı için adet kanamaları kesilecek ancak yumurtalıklar alınmadığı için başlangıçta menopoz belirtileri ortaya çıkmayacaktır. Bu kadınlar menopoza girdiklerini östrojen eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan şikayetlerin başlaması ile anlayabildikleri gibi yapılacak bazı hormon tahlilleri ile de bu durum kolayca anlaşılabilmektedir.
Menapozda Vücudunuzda Olan Değişiklikler.
Menapoza neden olan olaylar ve menopozda ortaya çıkan değişikliklerin tümü yumurtaların tükenmesi ve bunun sonucunda hormonal fonksiyonların azalması veya sona ermesiyle ilişkilidir. Yumurtalıklardan salgılanan hormonlar arasında östrojen, progesteron ve testosteron hormonları yalnız üreme ile ilgili fonksiyonlar için önemli olmakla kalmayıp aynı zamanda başlıca östrojen olmak üzere kemikler, cilt, kalp ve kan damarları gibi hayati dokular içinde yararlı etkilere sahiptir. Bu nedenle menopoz sonrası dönemde ortaya çıkan östrojen eksikliği bu sistemlerde bozukluklara yol açmakta ve östrojenin dışardan ilaç olarak verilmesi ile bu sorunların önüne geçilebilmektedir.
Menopozda östrojen eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan belirtiler şu şekilde özetlenebilir.
Sıcak basmaları, gece terlemeleri, uykusuzluk, çarpıntı, baş ağrısı, göz kararması, aşırı yorgunluk, deride buruşma, gerginlik ve esneklik kaybı, memelerde küçülme, gevşeme vb değişiklikler.
Gerginlik, uykusuzluk, geceleri sık uyanma, sıkıntı, depresyon, unutkanlık, aşırı sinirlilik, kendini değersiz hissetme, sevilmediğini sanma, halsizlik, kolay ve sık ağlama, olaylardan çabuk etkilenme, aşırı hassasiyet gibi psikolojik belirtiler ve cinsel istekte azalma.
Dış ve iç genital organlarda küçülme, gevşeme, sarkma, salgılarda azalma, kuruluk. Bunların sonucunda cinsel ilişki sırasında ağrı ve rahatsızlık hissetme, inatçı ve devamlı kaşıntı. Üretra ve mesanenin (idrar torbası) etkilenmesi nedeniyle çok daha sık idrara çıkma isteği , idrar kaçırma ve idrar yaparken yanma. Genital organlarda gevşeme nedeniyle ortaya çıkan problemler (Sistosel, rektosel, desensus uteri vb).
Kemiklerde erime (osteoporoz) ve buna bağlı olarak erken dönemlerde ortaya çıkan bel, eklem ve kas ağrıları ve daha ileri aşamalarında kemik kırıklarının görülmesi. Yine vücudu destekleyen dokularda kuvvet kaybı ve kemik yapısındaki bozulma nedeniyle boy kısalması ve kamburlaşma.
Kanda bulunan ve kalp-damar hastalıklarının gelişimini önleyen iyi huylu kan yağlarının (HDL) oranında azalma ve tersine damar sertliğini (arterioskleroz) arttırarak kalp krizi riskini artıran kötü huylu kan yağlarının (Kolesterol, LDL) oranında artış.
Menopozda Kalp Hastalığı Riski Neden Artmaktadır?
Menopoz öncesi kadınlarda östrojenin koruyucu etkisinden dolayı kalp krizi riski erkeklere göre çok daha azken menopoz sonrasında bu risk artmakta ve erkeklerle eşit duruma gelmektedir. Bunda östrojenin hem kan yağları üzerinde hem de damar sistemi üzerindeki koruyucu etkisi rol oynamaktadır. Menopoz sonrası diyete dikkat edilmesinin yanısıra egzersiz yapılması bu riskleri en aza indirgemektedir.
Osteoporoz ( Kemik erimesi ) Nedir ve Niçin Tehlikelidir?
Osteoporoz kemiklerdeki yoğunluğun azalması durumudur. Menopoz sonrasında östrojen eksikliğine bağlı olarak oluşan kemik yoğunluğundaki azalma sırt ve bel ağrısının yanısıra kemiklerde kırıklara yol açabilir. Bu ağrılar menopozdaki hastaların ortak yakınması olup, aniden ortaya çıkabildikleri gibi müzmin ağrılar şeklinde de görülebilirler. Ani ortaya çıkan ağrılar omurgalarda oluşan çökme kırıklarından kaynaklanırken, müzmin ağrılar omurgaların, eklem ve bağlarının gevşemesinden, gerilmesinden ve düzenliliğinin bozulmasından kaynaklanmaktadır.Yaş ilerledikçe ve östrojensiz geçen her sene kemiklerde kayıp oranını artırarak kırık riskini artırmaktadır. Koruyucu tedavi yapılmazsa 75 yaşa kadar her 3-4 kadından 1’inde kalça kemiği veya omurga kırıkları meydana gelmekte ve bu kırıklar hayatı tehdit etmektedir. Menopoz sonrası yapılacak östrojen tedavisi, kalsiyum desteği, kemik metabolizmasını düzenleyen diğer ilaçlar ve düzenli egzersiz kemik erimesinin önüne geçerek bu problemleri en aza indirecektir. Özellikle kemik erimesi riski yüksek olan hastalarda bu önlemlerin daha erken alınması gerekir.
Kemik erimesi riski yüksek olan hastalar;
Erken menopoza giren kadınlar (<40 yaş),
İnce yapılı kadınlar
Ailesinde kemik erimesi olan kadınlar (anne, kardeş, büyükanne),
Karaciğer hastalığı, şeker hastalığı olan veya troid bezi aşırı çalışan kadınlar
Bazı ilaçları kullanan kadınlar (Steroid, heparin, fenitoin, vb.)
Uzun süreli yatağa bağımlı kalan ve hareketsiz olan kadınlar
Yüksek rakımda yaşayan kadınlar
Sigara içen ve aşırı alkol tüketimi fazla olan, kalsiyum tüketimi az olan kadınlar
Süt ve süt ürünleri veya taze sebze tüketimi az olan kadınlar
Kemik Erimesi Nasıl Tesbit Edilir ve Önlemek İçin Ne Yapılabilir?
Kemik erimesini ve kırık gelişme riskini tespit etmenin en geçerli yolu bazı kemiklerdeki (Kalça ve omur kemikleri) kemik yoğunluğunun "Kemik Mineral Dansitometri" yöntemiyle ölçülmesidir. Daha sonra ilaç tedavisi alınırken tedavinin etkinliği ve kemik kazancının gösterilmesi için bu ölçümün zaman zaman tekrarlanması gereklidir.
Menopoz İçin Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Daha önce anlatılan ve östrojen eksikliğine bağlı olduğu belirtilen şikayetler ortaya çıktığı zaman veya son adet tarihinden itibaren 1 yıl geçtikten sonra doktora başvurulmalıdır. Başvuruda gecikme ile hormon tedavisinden beklenecek yarar azalmaktadır.
Menopozda Hangi Tetkikler Yapılmalıdır?
Menopoza ait şikayetlerle ilk başvuru yapıldığında önce menopoza girip girmediğiniz bazı hormon tetkikleri ile araştırılacak ve menopoza girdiğiniz kesinleştirildikten sonra diğer tetkikleriniz yapılacaktır. Bu tetkikler kan, çeşitli biyokimyasal incelemeler, idrar tahlili, jinekolojik muayeneniz ve meme muayeneniz, smear, ultrasonografik inceleme, mammografi ve kemik yoğunluğu ölçümü şeklinde özetlenebilir.
Hormon Replasman Tedavisi Nedir?
Hormon replasman tedavisi ya da östrojen replasman tedavisi basit olarak menopoz öncesi üreme çağında yumurtalıklardan salgılanan hormonların (başlıca östrojen) yerine konulmasıdır.
Hormon Replasman Tedavisi Nasıl Yapılmalıdır?
Hormon replasmanı için kullanılan östrojen ve progesteron içeren ilaçlar ya devamlı olarak yani ara verilmeksizin kullanılır veya ilaç kullanılırken arada ilaçsız dönemler olabilir. İlaçlar ağızdan hap şeklinde alınabildiği gibi cilt üzerine yapıştırılan bantlar ya da vajen içerisine konulan halkalar şeklinde hazırlanmış ilaçlar kullanılabilir. Ayrıca östrojen içeren bazı merhemlerde lokal etkileri için kullanılabilmektedir. Geçmişte çok yoğun olarak önerilen HRT günümüzde oldukça sınırlı kullanım alanına sahiptir.
Kimlerde Hormon Replasman Tedavisi Önerilmemektedir?
Nedeni belli olmayan vajinal kanaması olan kadınlarda kanama nedeni ortaya konuluncaya kadar hormon replasman tedavisi başlanmamalıdır. Ayrıca karaciğer hastalığı olanlar, pıhtılaşma ile ilgili problemleri bulunan hastalar, damar tıkanıklığı bulunanlar ve östrojene bağımlı kanseri (endometrium, meme vb) olan hastalar zorunluluk olmadıkça hormon tedavisi almazlar. Sara ve migreni olan kadınlar ile ailevi olarak kan yağları (trigliserit) yüksek olan hastaların hormon tedavisi almaları sakıncalı olabilir. Kontrol altında yüksek tansiyonu ve şeker hastalığı olan kadınlar ile varisleri olan kadınların ise hormon tedavisi almalarında sakınca yoktur. Ancak hormon replasman tedavisi sakıncalı olan hastalar için başka tedavi seçenekleri mevcuttur.
Menopozda Hormon Tedavisi Dışındaki Yöntemler Nelerdir?
Östrojen tedavisinin sakıncalı olduğu ya da yan etkilerine bağlı olarak kesildiği durumlarda östrojensiz bir tedavi şeklinin uygulanması gerekebilir. Bu tedavi şemaları ile osteoporoz, kalp hastalığına karşı olan koruyuculuk yanında sıcak basmaları vb gibi şikayetler önlenebilmektedir.
Vajinal kuruluğu ve cinsel ilişkide ağrı vb gibi şikayetleri önlemek için suda eriyen jeller veya düşük dozda östrojen içeren kremler, sıcak basmaları vb gibi şikayetler için Naproxen, Klonidin, Metildopa, Beta-blokerler ve Progesteron kullanılabilir. Östrojen olmaksızın diyetle veya dışardan tek başına ya da D vitamini ile birlikte alınan kalsiyumun kemik kütlesinin korunmasına olan katkısı şüpheli olmakla beraber menopozdaki hastalarda kalsiyum desteği önerilmektedir. Günde 1500 mgr kalsiyum, 400-800 IU D vitamini alınması yeterli görülmektedir.
Süt, peynir, yoğurt, balık ve yeşil sebzeler kalsiyumdan zengin olan ve tüketilmesi önerilen gıdalardır. Osteoporoza bağlı ağrıların azalması ve kemik kaybının önlenmesi için egzersiz yapılması önerilmektedir. Kalsitonin isimli ilaç yine osteoporoz tedavisinde kullanılmakta ve aynı zamanda ağrıyı önleyici bir etkiyede sahiptir. Bunların dışında ayrıca D vitamini, bifosfonatlar, florid vb ilaçlar kullanılabilen diğer ilaçlardır. Cinsel istek ve seks dürtüsünde kayıp olduğunda testosteron tedavisi gerekebilir. Ancak seksüel fonksiyon bozukluklarının psikolojik yönünün de olduğu, bu nedenle gerektiğinde psikolojik danışma alınması gerektiği de bilinmelidir.
Menopoz sonrasında kullanılan bu ilaçlara ek olarak sağlıklı bir yaşam tarzına sahip olmanız çok önemlidir. Sigara kesinlikle içmemek gerekir. Fazla alkol ve kafeinden kaçınılmalıdır. Düzenli olarak egzersiz yapılmalı, yaşla birlikte kilo alma eğilimi arttığı bilindiğinden diyete dikkat edilmeli, içerdikleri fito-östrojenler (bitkisel kaynaklı östrojenler) nedeniyle yararlı etkileri olduğu bilinen sebze, meyve ve başta soya olmak üzere tohumlu bitkiler ile kuru baklagiller bol bol tüketilmeli, kırmızı et, tuz, yağ ve şekerden kaçınılırken beyaz et tüketimi arttırılmalı ve yeterli miktarda kalsiyum alınmalıdır.